CHP GENEL BAŞKANI YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (13 ARALIK 2017)  
13.12.2017
4287
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (13 ARALIK 2017)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK Toplantısı sonrasında Genel Merkezde basın toplantısı düzenledi.

Genel Başkan Yardımcısı Tezcan şunları kaydetti:

Değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık. Türkiye ve dünya gündemi yine çok hareketli. Bugün şu anda İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı Türkiye’de yapılıyor. Amerikan Başkanı Trump’ın kendi ülkesindeki yalnızlaşması sonucu girdiği girdaptan kurtulmak için Ortadoğu’ya bir başka ateş topunu daha fırlattı ve Ortadoğu’da bir yeni kriz, bir yeni sorunla karşı karşıyayız. Ortadoğu halkları uzun zamandan bu yana yıllardır dışarıdan müdahale eden ellerin kan akıttığı bir alan haline geldi ve ne yazık ki Ortadoğu halkları bu dışarıdan kışkırtmalara karşı halkların dayanışması ve kardeşliğini tesis ederek ayakta durması gerekirken dışarıdan uzanan elleri elinin tersiyle itemeyip bu kan gölünün ve çatışmanın parçası olmaya devam ediyor. Kudüs’te yaşananlar kabul edilebilir şeyler değil. Kudüs’te ve Ortadoğu’da yaşananlar dışarıdan uzanan ellerin Ortadoğu’da her gün yeni bir kriz yarattığı ve kargaşayı artırdığı bir sürece işaret ediyor.

FİLİSTİN DİRENİŞİ HAKLI BİR DİRENİŞTİR

Değerli arkadaşlar, her zaman söyledik Filistin direnişi haklı bir direniştir. Kudüs üç semavi dinin merkezidir ve bu çerçevede kardeşliğin merkezi olması gerekir. Ama görüyoruz ki, Trump’ın Amerika’da kendi içinde düştüğü açmazdan kurtulmak üzere bir yeni çatışma alanı olarak orada kıvılcımı attığı ve çatışmanın yeni bir boyut kazandığı bir noktaya geldi. Kudüs bu çerçevede özellikle Ortadoğu’da kardeşliğin, barışın, bir arada yaşamanın sembolik merkezi olabilecekken dışarıdan uzatılan ellerle çatışmanın alanı haline dönüştürüldü.

KUDÜS’ÜN FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ OLDUĞU KARARININ ALINMASINI BEKLİYORUZ

Şimdi İslam İşbirliği Örgütü toplantı halinde. Burada bütün İslam ülkelerinden, İslam İşbirliği Örgütüne üye ülkelerden beklediğimiz şey şudur; toplantı bittiğinde Filistin davasının haklı bir dava olduğunu biliyoruz, bu toplantıda Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu kararının alınmasını bekliyoruz. İslam İşbirliği Örgütü kararlı bir duruş göstermelidir, bu kararlı duruşun en önemli işaretlerinden birisi de Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olduğu yolunda karar almasıdır.

TRUMP’I YALNIZLAŞTIRIN

Bir ikinci karar daha alması gerekir İslam İşbirliği Örgütünün. Trump kendi iç meselelerinden Amerika içindeki yalnızlaşmasından kurtulmak için böyle bir maceranın parçası olmuştur ve Ortadoğu’da bu maceraya ne yazık ki işbirlikçiler bulmuştur. Müslüman ülkelerden işbirlikçiler bulmuştur. Ortadoğu’da Trump’a karşı İslam İşbirliği Örgütü Donald Trump’ı yalnızlaştıracak bir pozisyon almak zorundadır. İslam İşbirliği Örgütüne üye ülkelerin artık kendi ülkesinin içinde yalnızlaşan Trump’a karşı net bir tavır alması gerekir, ilişkilerini buna göre belirlemesi gerekir. Trump’la ilişkiyi kesmeleri gerekir. Amerika’nın içinde itibarı kalmayan bir başkana özellikle bu olaydan sonra İslam İşbirliği Örgütüne üye ülkelerin çok net tavır alması ve onun yalnızlaştırmasını bekliyoruz. Bugün İslam İşbirliği Örgütünden almasını beklediğimiz ikinci karar bu. Trump’ı yalnızlaştırın, Trump’la teması kesin, Trump’a el uzatmayın, Trump’la görüşmeyin. O zaman gerçekten Filistin davası hakkında ve Ortadoğu barışı hakkındaki kararlılık ortaya konmuş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bugün Erdal Eren’in idam edilmesinin üzerinden 37 yıl geçti. Birçoğu hatırlamaz o günleri, 12 Eylül askeri cuntasının kanlı günleridir. 17 yaşındaki gencecik bir fidan hukuka, evrensel hukuka aykırı bir biçimde yaşı da büyütülerek haksız bir kararla darbe mahkemelerinin, darbe hukukunun kararıyla idam edilmiştir. Mesele 37 yıl acıları tekrar tekrar yaşamak değil. Bugün aradan 37 yıl geçmiş olmasına rağmen ne yazık ki Türkiye darbe hukukuyla hesaplaşamadığı gibi bir yeni darbe hukukuna teslim edilmiştir. Bugünün Türkiye’sinde de gençler haksız şekilde mahkemeler önünde hukuka aykırı yargılamalarla karşı karşıyadır. Bugünün Türkiye’sinde gazeteciler, aydınlar hukuka aykırı şekilde yargılanmaktadır. Bugünün Türkiye’sinde yine darbe mahkemeleri gibi çalışan hukuksuz mahkemelerle çok büyük hak kayıplarının yaşandığı bir Türkiye 37 yıl içerisinde ders alamamış olmanın acısını tekrar yaşıyoruz.

YAPILAN HAKSIZ BİR OPERASYONDUR, YAPILAN SANDIKSIZ İKTİDAR ARAYIŞIDIR

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta sonu Ataşehir Belediye Başkanımız görevden uzaklaştırıldı. Bu halkın iradesine darbedir. Haksız bir kararla seçilmiş Belediye Başkanı görevden uzaklaştırıldı. Bu halk iradesinin gasp edilmesidir. Ataşehir Belediye Başkanının veremeyeceği hiçbir hesabı yoktur. Bizim Belediye Başkanlarımızın veremeyeceği hiçbir hesabı yoktur. Nitekim, görevden uzaklaştırma gerekçesi olarak ileri sürülen gerekçelerin hiçbirisinin dayanağı bulunmamaktadır. Sözü edilen soruşturmalarla ilgili İçişleri Bakanlığı müfettişleri soruşturmaya gerek yoktur kararları vermişlerdir. Dayanak yapılan soruşturmalarla ilgili Danıştay soruşturmaya gerek yoktur kararı vermiştir. Savcılıklar bu konuda kovuşturmaya yer olmadığı kararları vermişlerdir ve Ataşehir Belediye Başkanı ilk defa kendisi ve ailesiyle ilgili gidip hepimizin malvarlığını soruşturun, bir suç unsuru varsa neyse siz soruşturun diye savcılığa kendi eliyle dilekçe vermiştir. Onlar kendi Belediye Başkanlarını kirli pazarlıklarla istifa ettirip dosyalarını kapatma peşindeyken bizim Belediye Başkanımız kendi eliyle dilekçe verip benim hakkımda ne iddia ediliyorsa savcı olarak araştır demiştir ve bütün bu soruşturmaların sonunda takipsizlik kararı verilmiştir. Mal varlıkları araştırılmıştır. Ancak bugün ne yazık ki, halk iradesine dönük darbe iktidarın sandıksız bir iktidar arayışını açıkça ortaya koymuştur. AK Parti iktidarı önümüzdeki süreçte sandıksız iktidar arayışına girmiştir. Neyi kastediyoruz bununla? İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere bütün büyükşehirleri kaybetme noktasında olduklarını görüyorlar. Onun için Büyükşehir Belediye seçimlerinde başarı kazanacağımızı bildikleri için şimdi bizim belediyelerimiz üzerinden bir operasyon yürütme peşindeler. Daha öncede söyledik, bu operasyonlara pabuç bırakmayacağız. Biz kirli pazarlıkların parçası olmadık, olmayacağız. Kendi Belediye Başkanlarıyla istifa ettirirken bir kirli pazarlık ilişkisine girdiler, istifa edersen dosyaları kapatacağım, etmezsen İçişleri Bakanlığı soruşturmaları ile üzerine geleceğim dediler. Aynı teklifi bize de yaptılar sizde yapın bunu diye. Biz o zamanda söyledik, şimdi de söylüyoruz, bizim Belediye Başkanlarımızla ilgili bizim korktuğumuz bir şey yok. Çiğ yemedik karnımız ağrımıyor. Varsa bir hesap, bir usulsüzlük, bir suç varsa hangi Belediye Başkanı olursa olsun gider hesabını verir. Aramızdaki fark bu. Onlar kendi Belediye Başkanlarını varsa suçlarını örtme pazarlığıyla istifalarını alma yolunu seçerken biz diyoruz ki, kimin verilecek hesabı varsa versin ama hukuk önünde versin. Yapılan haksız bir operasyondur, yapılan sandıksız iktidar arayışıdır. Bunlara fırsat vermeyeceğiz. Halk kendi Belediye Başkanlarına sahip çıkacak.

İktidara sesleniyorum, bu uygulamaları yerleştireceğinizi zannetmeyiniz. Türkiye’nin huzurunu kaçırmayın. Halkın seçtiği Belediye Başkanlarını kendi keyfinizce, kendi arzunuzca hukuka aykırı bir şekilde görevden alamazsınız. Aldığınız takdirde vatandaşın, halkın kendi seçtiklerine sahip çıkma hakkının olduğunu görürsünüz ve nasıl sahip çıkacağını da anlarsınız.

Bir operasyonal medya var. Daha önce FETÖ’yle AK Parti ittifakı devam ederken çok yaygındı. Aynı alışkanlıklar devam ediyor. Önce bazı gazeteler aracılığıyla mesaj veriyorlar, arkasından operasyon yapıyorlar. Şimdi o havuz medyası vasıtasıyla aynı mesajları verdiklerini ve arkasından da operasyonlar yaptıklarını görüyoruz. Ama çok açık söylüyorum, halkın iradesinin gasp edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Kirli pazarlıkların parçası olmayacağız, Belediye Başkanlarımızı da size yem etmeyeceğiz. Hem hukukla, hem siyasetle mücadele edeceğiz bu saldırılara karşı.

TELAŞA DÜŞTÜLER

Bakın çok net bir duruş gösterdik. Buradan hiç lafı evelemeye gevelemeye gerek yok. Dil altından Buz rezidansa gönderme yaparak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının üzerine geleceklerini sanıyorlarsa avuçlarını yalarlar. Sayın Genel Başkanımız bütçe konuşmasında çok net söyledi, benim, sadece benim değil çocuklarımın ve dünürlerimin tamamının malvarlığını buyurun araştırın dedi. Dünde bu konuda TBMM’ye önerge verdik. Buyurun araştırın. Telaşa düştüler, korktular, kaçtılar, şimdiden araştırmamanın gerekçesini hazırlama peşindeler. Her biri bir koro oldu, koro halinde bunun nasıl olamayacağını, olmaması gerektiğini söylüyorlar. Niye? Çünkü onlarda biliyorlar ki, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve yedi sülalesinin boğazından bir lokma haram geçmemiştir. Onlarda biliyorlar ki, bu yol açılırsa kendilerinin hesap veremeyeceği çok kirli yükler var heybelerinde, taşıyamayacakları ondan korkuyorlar. Oysa biz diyoruz ki, siyasette Türkiye’de temiz siyaset anlayışını yerleştireceğiz. Siyaseti kirleten bu anlayışa karşı temiz siyaset mücadelesini vereceğiz, korksalar da, ödleri kopsa da biz bu konuda tehdit ve şantajlara boyun eğmeden kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

İÇİŞLERİ BAKANI BU ÜSLUP VE TARZIYLA İÇİŞLERİ BAKANLIĞI GÖREVİ YAPAMAZ, EHLİYETİ KALMAMIŞTIR

Şimdi aynı tablo içerisinde Türkiye’nin bir İçişleri Bakanı var adı İçişleri Bakanı. Konuşmalarına baktığınız zaman, diline baktığınız zaman üçüncü sınıf mafya babası gibi. Yani Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin İçişleri Bakanı değil, üçüncü sınıf mafya babasıyla konuştuğunuzu sanıyorsunuz, onun konuştuğunu, onu dinlediğinizi sanıyorsunuz. Çete usulü bir dil. Emrinde emniyet güçlerinin, polisin, jandarmanın, silahlı güçlerin bulunduğu bir bakanın hiçbir zaman söylememesi gereken, 40 kere düşünüp bir kere söylemesi gereken, bir kere bile söylememesi gereken sözleri sarf ettiğini görüyorsunuz. Bir telaşın eseri. Yani söyleyecek çok şey var. Kendi geçmişiyle ilgili veremediği birçok hesap var. Bir yerlere yaranmak için bazı kapılarda kendisine yer bulmak ya da hasbelkader bulduğu yeri tahkim etmek için bu sözleri söylemek zorunda hissediyor olabilir kendisini. Ama onu o makama getirenlere söylüyorum, onu o makamda tutanlara söylüyorum, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin itibarını daha fazla ayaklar altına almayın. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin İçişleri Bakanlığında üçüncü sınıf mafya babası kılıklı kişilerin oturmasına müsaade etmeyin. Bu millete saygısızlıktır, bu kendinize saygısızlıktır, bu hükümetinize saygısızlıktır. Daha ne söyleyelim. Bir partiyi batırdı, arkasına dönüp hesabını veremedi mahkemelik oldu. Şimdi AK Parti yöneticilerine söylüyorum, bir parti batırdı geldi dikkat edin ha dikkat edin hükümetinizi de batırır bu anlayış, bu dil, bu üslup, bu tarz. O yüzden biz Türkiye Cumhuriyeti hükümetine yakışan bir dil bekliyoruz, bunu istiyoruz. İçişleri Bakanı bu üslup ve tarzıyla İçişleri Bakanlığı görevi yapamaz, ehliyeti kalmamıştır. Bakanlık ehliyeti yoktur ve derhal ya istifa etmelidir ya görevden el çektirilmelidir.

Değerli arkadaşlar, büyüme rakamları açıklandı. Yüzde 11.1’le bir rekor büyümeye imza attık. Ne güzel, mutluyuz, memnunuz. Bu büyümenin gerçek mi, sahte mi olduğunu tartışmayacağız. Yüzde 11.1 büyüme. Teşekkür ediyoruz burada emeği olanlara. Ama şimdi bunun bir devamı var. Mesele bu büyümenin nasıl paylaşılacağı, kim ne aldı şimdi bunu bir konuşalım. Eğer büyüdüysek yüzde 11.1 o zaman emekli, işçi, memur, çiftçi yani halk, yoksullar, dar gelirliler bu büyümeden esaslı bir pay almaları lazım. Yaşam düzeylerinin daha iyi olabilmesi için esaslı bir pay almaları lazım. O yüzden diyoruz ki, yüzde 11.1 büyüdük, demek ki, artık asgari ücretin 2000 lira olma zamanı, şuanda 1400 lira. Asgari ücret derhal 2000 lira olmalıdır.

Ortalama memur maaşı, ortalama maaş şuanda 2889 lira. Ortalama maaşın derhal 4986 liraya çıkması gerekir büyümeden pay verdiğimiz zaman bu kesimlere.

İşçiye, emekliye, çiftçiye, esnafa, memura büyümeden pay vermemiz lazım. Büyümeyi böyle paylaşacağız. Milletin büyümesi bu, milletin ekonomisindeki büyüme, onlara paylaştıracağız. O zaman memurunda hakkını vereceğiz, 2889 lira ortalama memur maaşı. Şimdi bunun 4986 lira olması lazım hesapladı arkadaşlarımız.

Bağ-Kur emeklisi ve SSK emeklisinin şuanda ortalama maaşları 1500 lira. Büyümeden hak ettiği payı bunlara da vermemiz lazım 2400 lira olması lazım ortalama maaş en az. Çiftçilerin 11 yıldan buyana alamadıkları destek alacakları var 102 milyar lira. Hane başına bir çiftçi ailesi 47 bin lira alacaklı hükümetten. Kanun gereği verilmesi gereken destek verilmemiş, bunları vermek lazım. Şimdi derhal bu büyümeyi böyle paylaştırmak lazım.

Bakın, büyümedeki gelir paylaşımı hesaplarını yaptı arkadaşlarımız. Ücret ve maaştan gelir paylaşımında yüzde 29.1 alırken kar, faiz ve rant gelirleri yüzde 46.4 almış. Faiz düzenine karşıyız, yani gerçekten destekliyoruz rant, faiz düzenine karşı olmayı. O zaman geliri paylaştırırken ücretliler niye yüzde 29 alıyor da kar, faiz, rant gelirleri yüzde 46 alıyor? Büyümeyi adaletli dağıtıp bu noktada ücret gelirlerini maaş gelirlerinin daha yüksek pay alacağı, büyüme artı enflasyon kadar büyümeden pay verilmesi gerekir diyoruz. Hak eden, büyümenin adaletli paylaşımı, haklı paylaşımı böyle bir paylaşım olmalıdır. Önümüzdeki günlerde bunu tekrar edeceğiz. Büyümeyle övünüyorsunuz eyvallah övünün. Ama halkın bundan hak ettiğini vermek gibi bir yükümlülüğünüz var.

MİLLETİMİZİN SIRTINA YÜK GETİRECEK HİÇBİR MAHKEME KARARINI TANIMAYACAĞIZ

Değerli arkadaşlar, son olarak yine Rıza Sarraf meselesi. Amerika’da yargılamalar devam ediyor, herkes bir şey söylüyor. Orada çıkıp rüşvet verdim dedi, rüşvet verdiği isimleri açıkladı. Şimdi Rıza Sarraf’la ilgili Türkiye’de soruşturma başlatıldı, doğru yapılmıştır, geç kalınmıştır daha öncede söyledik. Rıza Sarraf’ın mallarına tedbiren el konuldu bu da doğrudur ama yetmez. Rıza Sarraf’tan kim rüşvet aldıysa onlarla ilgili de soruşturma başlatmak lazım. Rıza Sarraf’tan kim rüşvet aldıysa onların mallarına da tedbir konması lazım. Yani şimdi Amerika’da bir yargılama yapılıyor. Çok net söylüyorum, Amerikan parasının bekçisi değiliz. Amerika’nın parasının bekçisi değiliz. Ama Türkiye’deki yetim hakkının bekçisiyiz, fakir fukaranın bekçisiyiz.

Dolayısıyla milletin sırtına yük olacak hiçbir kararı tanımıyoruz. Milletin sırtına yük getirecek, milletimizin sırtına yük getirecek hiçbir mahkeme kararını tanımayacağız ve bu yükün bu millete ödetilmesine de karşı çıkıyoruz, karşı çıkacağız. Milletin cebinden ödenmesin, rüşveti kim verdiyse, kim aldıysa onun malvarlığından şimdiden önleminizi alın daha öncede söyledik bu meselede gelin beraber hareket edelim, dosyaları açmaktan niye korkuyorsunuz? Elin mahkemesine mahkum olmayalım, evin mahkemesini çalıştıralım. Evin mahkemesini çalıştıralım, Türkiye’deki mahkemeleri çalıştıralım, kim rüşvet almış, kim vermiş, kim ne yapmışsa bunun yükünü milletin sırtına ödetmeyelim, bu konuda verilecek hiçbir kararı tanımayalım ama bu ilişkilerin içinde olanların malvarlıklarını da tedbir koyalım ve hukuk içerisinde Türkiye’de Türk mahkemeleri önünde bu problemi çözelim. Hükümet ısrarla bu çağrılarımızdan uzak durmaya çalışıyor. Neden korkuyorlar, neden kaçıyorlar merak ediyoruz. Kendi mahkememizi çalıştırmaktan niye korkuyorsunuz? Yeniden dosyaları gündeme getirelim, yeniden bu meseleyi Türkiye’de çözelim, elbirliğiyle çözelim, dayanışma içerisinde çözelim, hep beraber omuz verelim, milletin sırtına yüklenecek bir yüke şimdiden birlikte karşı çıkalım. Tanımayalım bu konuda verilecek hiçbir kararı.

Hepinize teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim arkadaşlar.

Soru- E           fendim müsaadenizle iki sorum var benim. Sayın Genel Başkanın malvarlığıyla ilgili araştırma önergesi meclise verdiği CHP’nin, AK Partiden şöyle sesler yükseldi, siyasi manevra dediler. Bu sözü yorumlamanızı rica edeceğim.

İkincisi, Süleyman Soylu’nun ‘Sen bittin’ cümlesinden sonra yükselen tepkiler var ama AK Partiden de şöyle bir savunma var. Aslında bu silahla bitti yani bitirmek anlamında değil yani siyaseten bittiğini kastetti Soylu diye yine bu tür sesler yükseliyor AK Partiden. Bu iki konuda yorumlarınızı rica edeceğim.

Bülent TEZCAN- Birinci sorunuz, bunu bir siyasi manevra mı diyorlar demiştiniz? Çok kolay, manevraysa bizim siyasi manevramızı boşa çıkarsınlar. Getirsinler açsınlar, görüşelim boşa çıkarsınlar niye korkuyorlar madem siyasi manevraysa? Getirsinler manevramızı boşa çıkarsınlar niye cesaret edemiyorlar? Demek ki, kendileriyle ilgili korktukları bir şey var birincisi bu.

İkinci soru, yani o sorunun cevabını vermek niye Elitaş’a düştü ben onu anlamadım. Kendisi verebilirdi. Yani o öyle dedi diye Genel Başkanın bitmeyeceğini, bitiremeyeceğini hepimiz biliyoruz, öyle bir telaşımız falanda yok. Ama AK Parti hükümetini bitirecek onu söyledim. Yani asıl dönüp o sözü tevil etme ya da tercüme etme yoluna gitmek yerine kendi hükümetlerini nasıl bitireceğini görsünler onu söylüyoruz.

Soru- Yine Soylu’dan soracağım. Soylu heybede büyük turptan bahsediyor. Bu bir şantaj mıdır CHP’ye, Genel Başkanına? Siz bunu nasıl algıladınız?

Bülent TEZCAN- Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin İçişleri Bakanlığını mafyanın yönetim merkezi haline getirmiştir bu ifadelerle. Söyledim, üçüncü sınıf mafya babası ifadeleridir bunlar. Kabul edilebilir bir tarz değildir, çapsız ifadelerdir, çapsız sözlerdir. Herhangi birini korkutacak, bizi korkutacak sözler değildir, şantajdır, tehdittir ama her şeyden önce hükümetin itibarını ayaklar altına alan, hükümeti rezil eden açıklamalardır. O yüzden hükümet sorumluluğunu omuzlarında taşıyanları göreve çağırıyoruz.

Teşekkür ederim arkadaşlar.

CHPnet

SİTELERİ