CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI  
24.05.2017
10214
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (24 MAYIS 2017)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:



Değerli basın mensubu arkadaşlarım, hepinize merhaba. Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yine tamamladık. Bu çerçevede Türkiye’nin, ülkenin ve dünyanın gündemini değerlendirdik onları sizinle paylaşacağım.


SÖZCÜ GAZETESİNE YÖNELİK SORUŞTURMA FETÖ’YLE MÜCADELE YALANININ ÇÖKTÜĞÜ ANDIR

Yine Türkiye’de FETÖ’yle mücadele yalanı, uydurması adı altında toplumun muhalif kesimlerine dönük saldırıların devam ettiği günlerden geçiyoruz. Hükümet FETÖ’yle mücadele etmiyor, hükümet tam tersine FETÖ’yle mücadele edenlerin üzerine gidiyor. Son günlerde yaşadıklarımız bunu çok açık biçimde gösteriyordu. Özellikle Sözcü Gazetesine yönelik soruşturma FETÖ’yle mücadele yalanının çöktüğü andır. Sözcü Gazetesi başından bu yana FETÖ’yle kararlı mücadele yürüten yayın kuruluşlarımızdan birisidir. FETÖ’nün revaçta olduğu zamanlar bile cesaretle manşetler atabilmiş bir gazetemizdir. Sözcü sözünün eridir, ama hükümet sözünün eri değildir, bunu biliyoruz. Hükümet FETÖ’yle mücadele etmek yerine FETÖ’yle mücadele edenleri soruşturmakla meşguldür. Çok ilginç bir kumpasla karşı karşıyayız. Ne yazık ki kumpaslar devri devam ediyor arkadaşlar. Kumpaslar dönemi devam ediyor, bitmedi. Dün FETÖ’cülerin kumpaslarına ortak olanlar, sonra bu kumpasları ifşa ettiklerini söylüyorlardı Ergenekon, Balyoz gibi kumpasları, ama şimdi görüyoruz ki yeni kumpasların peşindeler. Cumhuriyet Gazetesi FETÖ’ye karşı kararlı mücadele yürüten bir gazete, Cumhuriyet Gazetesini FETÖ’cü diye suçlayan soruşturmayı yürüten savcı FETÖ sanığı. Hakkında dava var ve o savcı hala o soruşturmayı yürütüyor ve hala gazeteciler tutuklu. Sözcü Gazetesi FETÖ’yle mücadele konusunda yıllardan bu yana kararlılığından kimsenin şüphe duymayacağı bir gazete. FETÖ’cülükle tescilli bir tanığın ifadelerine dayanarak Sözcü Gazetesine karşı FETÖ’cülükten soruşturma başlatılıyor. Bu bir yeni kumpasın çok açık işaretidir. Demek ki Ak Parti önceki kumpasçı ittifaklarından kaynaklanan tutumunu devam ettirmeye kararlı. Çünkü hedefi gerçekten FETÖ’yle mücadele değil bu ad altında her türlü muhalefeti tasfiye etme hedefidir.

DARBENİN SİYASİ AYAĞI GİZLENİYOR

Değerli arkadaşlar, darbenin siyasi ayağı gizleniyor. Israrla bunu söylüyoruz, ısrarla darbenin siyasi ayağı gizlenmeye devam ediyor. Darbenin siyasi ayağını oluşturanlar bugün Olağanüstü Hal yetkilerini kullanıyorlar. Darbenin gerçek siyasi ayağı OHAL yetkilerini kullanarak medya üzerine saldırıyor, OHAL yetkilerini kullanarak toplumsal muhalefeti bastırmaya çalışıyor. OHAL güç ve kudretini kullanarak darbe komisyonunun çalışmalarını durduruyor, engelliyor. Bununla ilgili Genelkurmay ana davası başladı Sincan’da, darbeyle ilgili Genelkurmay baskınına ilişkin dava başladı. Bizde Cumhuriyet Halk Partisi olarak müdahale talebinde bulunduk. Bu davayı mahkeme karar vermesi halinde müdahil olarak sonuna kadar takip edeceğiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.

Darbeleri Araştırma Komisyonunun gerçeğin üzerine gitmesine engel olan irade muhtemeldir ki mahkemenin de gerçeğin üzerine engel olmak için girişimlerde bulunacaktır. O yüzden yargılama sürecinde gerçeğin ortaya çıkması açısından Cumhuriyet Halk Partisi’nin müdahale talebine karar verilmesi önemlidir. Mahkemeden bu kararı vermesini bekliyoruz. Şimdi gözler mahkemededir. Darbe komisyonuna yaptırmadıklarını mahkemenin yargı organı olarak ortaya çıkarmasını bekliyoruz. Kontrollü darbe konusundaki şüpheler güçlü bir şekilde devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta ihbarcı subayın önce kaybedilen ifadesi ortaya çıkarıldı. Darbe günü, 15 Temmuz günü MİT’e gelip darbe ihbarında bulunanın ifadesi bir gazetede ortaya çıkarıldı. Ne diyor ihbarcı? Saat 14.20’de geldim diyor. O güne kadar 15.00 deniyordu sürekli, 14.20’de geldiğini söylüyor. Dikkat edin, saat 14.20’de darbeyle ilgili ihbar MİT’e geliyor. Saat 21.00’de Genelkurmay Başkanı derdest ediliyor darbeciler tarafından ele geçiriliyor. Yine saat 21.00’de Kara Kuvvetleri Komutanı ele geçiriliyor karargahta. Ondan sonra 23.30’da Hava Kuvvetleri Komutanı İstanbul’da bir düğünde derdest ediliyor. Saat 21.30’da Jandarma Genel Komutanı Ankara’da bir düğünde derdest ediliyor. 14.20’den 8 saat, 10 saat, 12 saat sonra Kuvvet Komutanlarının derdest edildiği bir darbe senaryosu var, ilginç.

Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı çıkıp diyor ki, mahkemesindeki ifadesinde “Böyle durumlarda ilk verilmesi gereken emir kışlalardan çıkmayın emridir. Bu emir verilmemiştir” diyor, bir. İki “Bu emirin niye verilmediğini bilmiyorum, anlayamıyorum diyor. Üç “Bu emir verilseydi çok daha kolay önlenirdi bu darbe girişimi” diyor. Yani 14.20’de bu emir verilseydi mesela 240 şehidimiz olmayacaktı darbeye karşı direnen. Bunun hesabını kim verecek? İşte bütün bu gerçeklerin ortaya çıkması darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına bağlı darbe komisyonunu çalıştırmadılar ama biz şimdi bunu yargılama yapan mahkemeden bu gerçeği bulup çıkarmasını bekliyoruz.

70 GÜN ÖNCE NEREDEYDİNİZ?

Değerli arkadaşlar, açlık grevleri hazin bir noktaya geldi. Açlık grevi yapanlar tutuklanıyorlar. Zorbalığa karşı bedenlerinden başka silahları olmayan insanlar silahlı örgüt üyesi diye tutuklandılar. Açlık grevi yapanlar çaresizliklerinden zorbalığa karşı sadece bedenlerini silah olarak kullanabilmişlerdir. Bunun için 77 gün açlık grevinden sonra silahlı örgüt üyesi diye gözaltına alınıyorlar. Hükümetin yapması gereken şey, bu insanların taleplerini insani bir çerçeveden ele alıp açlık grevini bitirmeye dönük adımlar atmak, arayış içerisinde olmak, çaba harcamak olması gerektiği halde bakıyoruz hükümet, bedenleriyle çok zor bir mücadele yolunu seçmiş olanlara silahlı örgüt üyesisin diye bir başka zorba muameleye maruz bırakıyorlar. Açlık grevini onaylamıyoruz, açlık grevleri kabul edilebilir bir eylem yöntemi değildir. Başından beri bunu ortadan kaldırmaya, bundan vazgeçirmeye dönük ortak bir çaba harcayalım diyoruz ama görüyoruz ki, bunun için ahlaki, vicdani bir tutuma ihtiyaç var. Ama ne yazık ki, hükümet bu çerçevede gayriinsani, gayrivicdani ve gayriahlaki tutum içerisindedir. Yürümeye mecali olmayanları silahlı örgüt üyesi diye sırf bu sebeple tutuklamıştır. Yoksa gerçekten bununla ilgili ellerinde deliller olsa 70 gün önce neredeydiniz, açığa alırken neredeydiniz? Niye bugün açlık grevleri kamuoyunda bu ölçüde tepki toplamaya başlayınca bu yolu seçiyorsunuz?

GEZİ SON YILLARDA ÜLKEMİZİN DEMOKRASİ TARİHİNDE EN ÖNEMLİ, EN DEĞERLİ DEMOKRASİ DİRENİŞİDİR

Şimdi savcının sorduğu sorudan öğreniyoruz ki, gezi ruhuyla irtibatlandırıp gezi ruhu çerçevesinde gezi türü olayları mı tahrik etmek istiyorsunuz diye soruyorlarmış. Şunu bilsinler ki, gezinin üzerine hiç kimsenin çamur atmaya gücü yetmeyecektir. Gezi herhangi bir şekilde bir darbe girişimi değildir. Gezi son yıllarda ülkemizin demokrasi tarihinde en önemli, en değerli demokrasi direnişidir, demokrasi buluşmasıdır. Kimse gezi üzerinden bir başka sonuca ulaşmanın peşine düşmesin, gezi ruhundan hayaletten korkar gibi korkuyorlar ama korkunun ecele faydası yok, gezi ruhunu yok demeyecekler.

PARTİ DEVLETİ RESMEN TESCİL EDİLMİŞTİR, BU AŞAMADAN SONRA CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI MÜLGADIR

Değerli arkadaşlar, pazar günü AK Parti kongresi yapıldı. AK Parti kongresini tek kelimeyle şunu söylemek gerekiyor, değerlendirmek gerekirse. Pazar günü yapılan AK Parti kongresi parti devletinin resmen tescil edilmesidir. Parti devleti resmen tescil edilmiştir. Bu aşamadan sonra Cumhurbaşkanlığı makamı mülgadır. Cumhurbaşkanlığı makamı yoktur, boşalmıştır artık. Bu nedenle Türk Ceza Kanununun Cumhurbaşkanına hakareti düzenleyen 299. Maddesinin de hükmü kalmamıştır. Meclisin ilk yapması gereken şey 299. Maddeyi kaldırmaktır. Artık korunması gereken bir Cumhurbaşkanı yoktur, siyasette bir siyasi parti Genel Başkanı vardır. Bu nedenle önlerinde dava olan hakimlerinde derhal o dosyaları sonuçlandırmaları ve davaları düşürmeleri gerekiyor.

“HAYIR” BULUŞMALARI ÇERÇEVESİNDEKİ ZİYARETLERİMİZ DEVAM EDİYOR

Değerli arkadaşlar, “Hayır” buluşmaları çerçevesindeki ziyaretlerimiz devam ediyor. Sayın Genel Başkanımız bu çerçevede yarın Vatan Partisini ziyaret edecek saat 12.00’de bir heyetle. “Hayır” da birleşen toplumun bir yarısı, siyasi parti, sivil toplum örgütleri, bütün o güçler bir ortak payda etrafında toplandılar. Bu da demokrasi ortak paydasıydı. Şimdi o “Hayır” buluşmaları, o demokrasi ortak paydası önümüzdeki süreçte bir demokratik anayasa girişimini doğurmalıdır. Beklentimiz, talebimiz budur. Bu buluşmalar kendi ruhuna uygun bir demokratik anayasa girişiminin de başlatıcısı olmalıdır. Önümüzdeki günlerde bu umudun büyüyeceğine ve bu çerçevede ortak bir çalışmanın başlayacağına inanıyoruz.

KAMUNUN 15 MİLYAR LİRASI “EVET” KAMPANYASI İÇİN KULLANILMIŞ

Değerli arkadaşlar, bütçe açığı açıklandı. İlk 4 ayda 40 milyar lira bütçe açığı. Bunu bir genel ekonomik değerlendirme çerçevesinde söylemiyorum. Asıl önemli olan bu bütçe açığının kalemlerini arkadaşlarımız incelediler. 15 milyar doları, bu açığın 15 milyar lirası “Evet” kampanyası için harcanan paradan kaynaklanıyor. Yani kamunun 15 milyar lirası “Evet” kampanyası için kullanılmış. Biz “Hayır” kampanyası için kullandığımız, harcadığımız parayı çıkardık. 15 milyon lira. “Hayır” için 15 milyon lira harcamışız, “Evet” için sadece kamu kaynaklarından 15 milyar lira harcanmış. Yani bire bin. “Evet” kampanyası bin katı kaynak kullanmış hem de kamudan, milletin kaynaklarından. Buna rağmen sandıkta seçmenin bir yarısının “Hayır” demesini önleyemediler.

“HAYIR” DAN İNTİKAM ALMA ÇABASI DEVAM EDİYOR

Değerli arkadaşlar, bu öfkeyle olsa gerek iktidarın “Hayır” dan intikam alma çabası devam ediyor. Şimdi “Hayır” çıkan sandıklardaki köylerdeki köy muhtarlarını görevden uzaklaştırmaya başladılar. Haklarında soruşturma başlatma ve ihtar müessesesini çalıştırmaya başladılar.

Bitlis’in Adilcevaz ilçesindeki 5 köy muhtarı sandıklarda “Hayır” ağırlıklı çıktığı için muhtarlıktan uzaklaştırıldı. Yine Ağrı’nın Tutak ilçesinde 12 köy muhtarına da şimdilik ihtar cezası verildi, bundan sonraki uzaklaştırmanın hazırlığı. Daha başka uzaklaştırma ve ihtar haberleri de geliyor. Bununla da yetinmediler Şırnak ilinin ilçelerinde “Hayır” çıkan ilçelerde sular kesilmeye başlandı. Vatandaşların suları kesilmeye başlandı intikam almak için. Güçlükonak, İdil, Silopi, Cizre ilçelerinde sular kesilmeye başlandı. Antalya’nın Serik ilçesinin Gebiz mahallesinde aynı şekilde “Hayır” oyu fazla çıktığı için sular kesiliyor. Tabi ki, gerekçe başka şeyleri gösteriyorlar ama vatandaş kaymakama gidip de muhtar niye sularımızı kestiniz diye sorduğunda önünde bir liste alınan oyların listesi “Hayır” bu kadar çıkmış, “Evet” bu kadar çıkmış. Bu kadar “Hayır”ın çıktığı yerde niye soruyorsunuz diyor. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız ama ne yaparsa yapsınlar Türkiye’de demokrasi kazanacak, Türkiye’de hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya dönük zorba yönetimlere halk fırsat vermeyecek.

Hepinize teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Sizin bıraktığınız yerden belki devam etmek gerekirse “Hayır” verenlere yönelik bir baskıdan bahsettiniz. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı Hakkari ve Şırnak illerinin ilçe statüsüne geçirilmelerini, şehirciliği ben bilirim Hakkari ve Şırnak’ın ilçe olması, Yüksekova ve Cizre’nin il olması gerektiğini ifade etti. Benzer bir teklif bundan yaklaşık 10 ay önce meclis genel kuruluna getirildi. AK Parti grubunun da katkısıyla genel kuruldan çekilmişti. Şimdi AK Parti Genel Başkanı 550 milletvekilinin talebiyle çekilen öneriyi tek başına getirmeye çalışıyor. Buna yönelik bir değerlendirmeniz olur mu?

Bülent TEZCAN- Sayın Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanının şehirciliği bilip bilmediğini bilmem, bilip bilmediğini görmek için İstanbul’a bakmak lazım İstanbul’un siluetinin nasıl bozulduğuna bakmak lazım. Ama intikamcılığı çok iyi bildiğini biliyoruz. Dolayısıyla 10 ay önce geçiremedikleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin de o süreçte çok etkili parlamentodaki muhalefeti sonucu geri çekmek durumunda kaldıkları bir uygulamayı bugün yeniden gündeme getirmeye başladıklarını görüyoruz. Mesele mevcut illeri il olmaktan çıkarmak değildir. Mesele illeri, beldeleri yaşanabilir hale getirmektir. Ne yazık ki, Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti iktidarının böyle bir niyeti yoktur.

Soru- Efendim bugünkü gazetelere de yansıdı Sayın Baykal’ın Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik 2019’a ilişkin bir çağrısı oldu. Tırnak içerisinde “Aday olacaksan ol” şeklinde bir çağrı yaptı. Bu Sayın Baykal’ın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bülent TEZCAN- Biz o defteri kapattık. Sayın Genel Başkanımız onunla ilgili açıklamayı zamanında yaptı. Tekrar açılıp konuşulması gerektiğini düşünmüyoruz.

Teşekkür ederim arkadaşlar. 

 


CHPnet

SİTELERİ