CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (20 ARALIK 2017)  
20.12.2017
4480
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (20 ARALIK 2017)

 CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK Toplantısı sonrasında Genel Merkezde basın toplantısı düzenledi.

Genel Başkan Yardımcısı Tezcan şunları kaydetti:



Değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık. Türkiye ve dünyanın önemli konularıyla ilgili görüşmelerimizi tamamladık.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, 20 Temmuz OHAL darbesinin etkisi altında bir tek adam rejiminin kıskacında hala ciddi sıkıntılar içerisinde yol almaya devam ediyor ne yazık ki. Hatırlarsanız bir Parti Meclisi Bildirisi yayınlamıştık 6 Kasım 2016 tarihinde.

6 Kasım 2016 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisinin kurultaydan sonraki en yüksek organı olan Parti Meclisi toplandı, Türkiye’nin yakıcı sorunlarını tespit etti. Türkiye’nin içinde bulunduğu önemli durumu tespit etti ve Ana Muhalefet Partisinin iki kurultay arasındaki en önemli üst organlarından birisi olarak bunu bir bildiri haline getirip kamuoyuyla paylaştı.

Bu bildiri üzerine cumhuriyet savcılıkları soruşturma başlattı. Cumhuriyet savcılığı soruşturmasının arkasından milletvekili olan Parti Meclisi üyelerimizle ilgili fezleke düzenlendi, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan Türk Ceza Kanununun 299. Maddesi. Milletvekili olmayan Parti Meclisi üyesi olan ve olmayan soruşturmaya muhatap kalanlarda ifadeye çağrıldı.

Değerli arkadaşlar, bu soruşturmanın açılmış olması dahi o Parti Meclisi Bildirisinin ne kadar haklı olduğunun delilidir. Haklılığımızın kanıtı bizatihi soruşturmanın açılmış olmasıdır, soruşturmanın kendisidir.

Şimdi, Parti Meclisi Bildirisi Türkiye’de demokrasinin ortadan kalktığı, tek adam rejiminin yerleştirildiği, otoriter bir rejim olduğu, iktidar eliyle Türkiye’nin çok kötü bir sürece sürüklendiğini anlatıyordu. AK Parti iktidarının teröre nasıl yardım ve yataklık yapan uygulamalar içerisinde olduğunu anlatıyordu ve çok doğru tespitlerdi. Aradan geçen süre içerisinde bunların ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı. Savcı şu sözlerden rahatsız olmuş ve soruşturma başlatmış. Parti Meclisi bildirisindeki soruşturmaya konu suç işlediniz dediği sözleri okuyorum o bölümünü:

“Türkiye iyi yönetilmemektedir. Ülkemizi 14 yıldır yöneten AKP iktidarı, devlet yönetiminin her kademesine yerleştirdiği FETÖ elemanlarıyla Türkiye’yi bilinçli ve planlı bir şekilde darbe ortamına sürüklemiştir. Gelinen noktada Türkiye, FETÖ ile mücadele bahanesiyle ortaya konan karanlık ve otoriter Saray darbesini yaşamaktadır. Mevcut siyasi durum halkımızın özgürlüğüne ve ülkemizin bekasına yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır. FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bir araya gelmelidir. CHP bu yaşamsal özgürlük, demokrasi, birlik ve bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yapmaya hazırdır. Hiçbir yurttaşımızın kuşkusu olmasın ki CHP bu mücadelenin bütün gereklerini yerine getirecektir.”

Bunlar suç diye savcı fezleke düzenlemiş, arkadaşlarımızın bir kısmını da ifadeye çağırmış. Evet bu sözlerin aynısını tekrar ediyorum, aynısını tekrar ediyoruz. Bu sözlerde eksik var fazla yok. Yalan mı, yanlış mı, böyle bir Türkiye yaratmadınız mı, teröre yardım ve yataklık yapmadınız mı? FETÖ gibi, PKK gibi, IŞİD gibi terör örgütleri sizin kucağınızda yeşermedi mi, sizin kucağınızda büyümedi mi? Onlara siz arka çıkarak onlara gelişme ortamını vermediniz mi? Bir siyasi parti Ana Muhalefet Partisinin Parti Meclisi bunu çıkıp söyleyemeyecekse o ülkede demokrasiden bahsedebilir misiniz? Biz Türkiye’de demokrasi var diye bunları söylemedik. Biz Türkiye’de demokrasi olmadığını bilerek bunları söylüyoruz. Demokrasiyi getirmek için bunları söylüyoruz. O demokrasi mücadelesinde bunları söylemenin bir bedeli olacaksa o bedeli ödemeye hazır ve cesaretle bunları söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Savcılar öyle telaşla ve talimatla bu soruşturmayı başlatmışlar ki, bu bildiride imzası olmayanları da ifadeye çağırmış olmaları bunun açık delili, açık göstergesi. Parti Meclisinin yedek üyelerine de fezleke göndermişler ya da ifadeye davet yazısı yollamışlar. Yüksek Disiplin Kurulu üyelerini de ifadeye çağırmışlar ya da fezleke göndermişler. Bu bile ter telaş alelacele talimatla yapılan bir soruşturmanın işareti. Çok açıktır, suçüstü yakalanmışlardır. Bu soruşturma talimatla hazırlanmıştır, toplayın bunların hepsini diye bir talimat gelmiştir ve o talimat etrafında muhalefeti korkutmaya, sindirmeye dönük bir adımdır. Korkmayacağız, sinmeyeceğiz, sözümüzün arkasındayız. Bu sözleri söylemeye devam edeceğiz, eksiği var fazlası yok. Rahatsız olanlar yapmasınlar. Hem yapacaksın, hem rahatsız olacaksın. Bu birinci mesele.

İkinci mesele, Türk Ceza Kanununun 299. Maddesi Cumhurbaşkanına hakaret. Cumhurbaşkanı mı var Türkiye’de? Anayasanın tarif ettiği çerçevede korunması gereken bir Cumhurbaşkanı mı var? Tarafsızlık yeminine uygun hareket eden tarafsız bir Cumhurbaşkanı mı var? Sen çıkacaksın bir partinin Genel Başkanı olacaksın, o partinin Genel Başkanı sıfatıyla Ana Muhalefet Partisi dahil bütün rakiplerine ağzına gelen her şeyi söyleyeceksin ondan sonrada Cumhurbaşkanlığının koruma zırhı altında siyaset yapmaya kalkacaksın. İnsan sıkılır, ayıptır, utanır bunu yapması için. Birazcık yüzü kızarır insanın. Siyasette eşitlik esastır. Biz senle mücadele edeceğiz sen bir siyasi partinin Genel Başkanısın. Bugün Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden kişi bir siyasi partinin Genel Başkanıdır ve biz o Genel Başkanla mücadele ediyoruz, edeceğiz, siyaseten mücadele edeceğiz. O mücadeleyi yürütüyoruz. Niye üstüne, sırtına Cumhurbaşkanlığı zırhını alıp da Türk Ceza Kanununun 299’una sığınıyorsun? Mücadeleyse gel mertçe mücadele edelim. Mertlik sözle olur, çıkar sözle mücadele ederek olur. Savcılardan yardım dileyerek, mahkemelerden yardım bekleyerek değil. Türk Ceza Kanununda Cumhurbaşkanına hakaret suçu artık işlenemez suç haline gelmiştir. Böyle bir suç fiilen işlenmesi mümkün değildir. Çünkü o maddenin koruduğu Cumhurbaşkanı yoktur Türkiye’de. Öyle bir Cumhurbaşkanı yoktur. Tarafsız bir Cumhurbaşkanını korumak için konmuştur bu madde ve ne yazık ki tarafsız bir Cumhurbaşkanı yoktur.

Değerli arkadaşlar, bu tablonun içerisinde biz bunlarla meşgul olurken Yunanistan Savunma Bakanı çıkıp Sayın Genel Başkanımıza dönük bir açıklama yapıyor. İşgal ettikleri Ege adalarında, 18 Ege adasını işgal etmeleri meselesiyle ilgili çıkıp Genel Başkanımıza laf atıyor ve diyor ki, topraklarımızı talep ediyor gel de al. Yani biz Yunanistan’ın topraklarını talep etmişiz bize meydan okuyor. Kim meydan okuyor? Yunan Savunma Bakanı. Türkiye Cumhuriyeti Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanına meydan okuyor. Meydan okuma konusu Türkiye’nin olması gereken ve işgal ettikleri topraklar. Hükümetten bir ses yok şuana kadar, bir ses yok. Yerli ve milli olmaksa bundan daha yerli ve milli bir başka mesele olabilir mi ben merak ediyorum. 156 ada ve kayalıktır gerçek rakam 18 ada ve kayalık değil. Yunanistan’ın Ege’de işgal ettiği, haksız işgal ettiği bize ait olması gereken 156 ada ve kayalık şuanda Yunanistan’ın işgali altındadır. Hükümet bugüne kadar buna sessiz kalmıştır, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı buna gereği gibi cevap vermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi her zaman bunu gündemde tutmaya özen göstermiştir ama hükümetten bu konuda herhangi bir itiraz ya da Yunan Savunma Bakanının bu sözüne karşı şuana kadar söylenmiş bir şey henüz görmedik. Henüz bir açıklama görmedik.

İşin bir başka ilginç noktası, Yunanistan bu sözüyle işgali ikrar etmiştir. Benim diyor bu adalar. Hükümete sesleniyorum, Binali Yıldırım hükümetine sesleniyorum, Türkiye Cumhuriyetinin hükümetine. Ege’de Türkiye’nin kara parçası olan Ege’deki ada ve kayalıklar bizim hakkımız olan ada ve kayalıklara bizim diyorlar bizim. Kemal Kılıçdaroğlu’nun buna söyleyecek sözü vardı söyledi, söylemeye de devam ediyor. Sizin buna söyleyecek bir sözünüz yok mu? Bir meselenin milli mesele olabilmesi için mutlaka bir şekilde sizinle şahsi bir münasebet kurulabilme riskinin mi olması gerekiyor? Bundan daha milli hangi mesele olabilir?

Gelelim Yunan Savunma Bakanı Kammenos ismi, ona da söyleyecek sözümüz var. Şimdi bu hezeyanların gel de al diyor ya, buralar bizim diyor ya. Bu hezeyanların rüzgarı 98 yıl önce bu bölgede esti ve kuvayı milliye diye bir hareket çıktı bu hezeyanlara gereken dersi 98 yıl önce Anadolu coğrafyasında verdi cevabını Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde kuvayı milliye, milli kuvvetler gereğini söyledi. Buna benzer hezeyanlara karşı 43 yıl önce yine aynı inanç, aynı ruh Kıbrıs’ta vermesi gereken cevabı verdi. Onun için 98 yıl öncede hükümetlerin Osmanlı döneminde sessiz kaldığı işgale Anadolu’da millet esaslı bir tokatla cevap vermişti. Bugün hükümet sessiz kalmaya devam etse dahi bu millet buna gerekli cevabı verecek güç ve inançtadır ve verileceğinden kimsenin de şüphesi olmasın. O yüzden Yunanistan Savunma Bakanına söylüyorum, bu maceralardan, heveslerden ve hezeyanlardan vazgeçsinler, bu coğrafya üzerinde kuvayı milliye ruhu hala yaşıyor, hala sağdır, hala ayaktadır. Ve verilecek bir karış toprağımız yoktur.

 

Değerli arkadaşlar, aynı şekilde sanki Türkiye Cumhuriyeti devleti bir şamar oğlanı, hükümetin bu pozisyonundan sonra sağdan soldan saldırılar var. Yunanistan’ı bir tarafa koyduk Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı yine çıkmış dün bir başka açıklama. Edep, ahlak, vicdan ve vefa kavramlarıyla izah edilmesi mümkün olmayan bir tutum. Medine savunması, tarihe geçmiş Medine müdafaasındaki o önemli isim Fahrettin Paşa’ya ağza alınmayacak hakaret eden sözler. Onun üzerinden bugünün Türkiye’sine dönük hakaret içeren sözler kabul edilmesi mümkün değildir. Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanına bir şeyi hatırlatmak isterim. O coğrafyada bu milletin evlatları aç, çıplak, yoksulluk içerisinde, sıtmadan ölürken, hastalıklar altında kutsal toprakları korumak için canlarını verdiler, kanlarını akıttılar. Yemen adına acılı türkülerimiz vardır. Yemen türkülerinin yakıldığı bir milletin evlatlarıyız. Eğer birazcık ahde vefa, birazcık emeğe saygı olsa, birazcık dökülen kana saygı olsa oturup söylediğiniz sözün vicdan azabını yaşar, duyarsınız. Ama biz biliyoruz ki, o coğrafyada o coğrafyayı yönetenler oradaki halklar değil, Arap coğrafyasındaki halklar değil. O coğrafyayı yönetenler petrollerini çalan gerçek hırsızları bilmeyip sırtlarını o gerçek hırsızlara dayayarak o toprakları savunmak isteyenlere kafa tutmayı maharet saymışlardır. Ve bugün o coğrafyada azıcık kimliklerinin farkına varmış olsalardı bugün içine düştükleri halin, durumun içerisinde olmazlardı. O yüzden bu densizliği şiddetle kınıyoruz ve Türkiye’ye kimsenin ne tarihinden, ne bugününde hakaret etmeye hakkı olmadığını, haddi de olmadığını bir kere daha hatırlatmak istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de gelir adaletinin hızla bozulduğu bir süreçten geçiyoruz. Merkez Yönetim Kurulumuz bunları da değerlendirdi. Önümüzdeki süreçte Türkiye hızla zenginin çok fazla zenginleştiği, yoksulun ise daha da yoksullaştığı bir dönemi yaşıyor. Zenginliğe karşı değiliz, milletçe halkla birlikte zenginleşmeyi arzu ediyoruz ve iktidardan Türkiye’yi yönetenlerden adaletli bir gelir bölüşümü esası üzerine dayalı bir zenginleşme modelini bu halkın beklemeye hakkı var.

Bakın, 2000 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 1’i servetin yüzde 38’ini alıyordu. Ama AK Parti iktidarından sonra, 15 yıllık AK Parti iktidarında bu dehşet verici bir şekilde bozuldu. Bugün nüfusun yüzde 1’i milli geliri en zengin yüzde 1 milli servetin yüzde 55’ini alıyor toplam servetin. Yani nüfusun yüzde 99’u servetin yüzde 45’ini alırken nüfusun yüzde 1’i toplam servetin yüzde 55’ini alıyor. Bundan daha büyük adaletsizlik olur mu? Bu adaletsizlik içerisinde asgari ücretli, ücretli, esnaf, çiftçi, işçi huzur içerisinde yaşayabilir mi? Yaşayamaz. Türkiye AK Parti dönemi politikalarıyla gelir adaletsizliğinin ve uçurumun alabildiğine açıldığı bir süreç içerisinde.

Dünya Varlık ve Gelir Bankası rakamlarını açıkladı. Türkiye için en zengin yüzde 1, biraz önce servetle ilgili demiştim ya toplam servetin yüzde 55’ine el koyuyor. Yine o en zengin yüzde 1 milli gelirin dörtte birini alıyor. Yüzde 23.4’ünü. En yoksul yüzde 50 ise, yani nüfusun en yoksul yüzde 50’lik kesimi ise yarısı milli gelirin yedide birini alıyor yüzde 14.6. Böyle bir uçurum, böyle bir adaletsizlik kabul edilebilir bir şey mi? Asgari ücret ve büyümeden bu kesimlere hala verilen bir pay yok. Ekonominin yükü yoksulların üzerinde. Böyle bir tablo var.

Bakın, vergi yükü açısından ibret verici bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye’de en zenginler yüzde 20.2 vergi yükü altında. En zenginlerin vergi yükü biraz önce söylediğim o servetin yüzde 55’ine sahip olan en zenginlerin vergi yükü yüzde 20.2. Peki en yoksulların vergi yükü ne kadar? Normalde daha düşük olması gerekir demi vicdanen? Öyle değil. En yoksulların vergi yükü ise yüzde 21.6. Yani ülkede en yoksullar en zenginlerden daha fazla vergi yükü altında. Bu şu demektir, sistemin, düzenin, krizin yükü yoksulların ve halkın üzerinde. Bunu ortadan kaldırmanın yolu sosyal devleti yeniden inşa etmek. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında aile sigortasıyla, Merkez Türkiye projesiyle, gelir adaletsizliğindeki dengesizliklerin ortadan kaldırılmasıyla büyümeden emek kesimine daha fazla pay ayıran politikalarla bu dengesizliği gidereceğiz. Bununla ilgili herhangi hesap içerisinde, herhangi bir çaba içerisinde olmayan hükümetin millet üzerindeki bu yükünü inşallah önümüzdeki süreçte ortadan kaldıracağız.

Değerli arkadaşlar, son olarak bir başka konu var. Bugün bir gazete, havuz medyasındaki bir gazete Sayın Genel Başkanımızın kızının helal kazançla sahibi olduğu eve talip olmuş. Dün Sayın Genel Başkanımız televizyon programında söylemişti hani bir uçuruyorlardı ya ağızlarını açınca 1 milyon dolardan başka bir laf gelmiyor akıllarına. Genel Başkanımızın kızının helal kazançla elde ettiği o mütevazi evinde değeri 1 milyon dolar filan diyorlardı. Genel Başkanımızda çıktı dedi ki, 1 milyon dolar veriyorlarsa gelsinler verelim, 500 bin dolar veriyorlarsa gelsinler verelim, 100 bin dolar veriyorlarsa bırakın gelsinler verelim demişti. Havuz medyası talip olmuş, kim aldattı onları bilmiyorum bu kadar para edecek diye ya da herhalde köşeye sıkıştıracağını sanıyor. Her zaman söylüyoruz biz çiğ yemedik karnımız ağrımıyor. Onun için çok rahatız. Evin sahibi Zeynep Kılıçdaroğlu’dur. Onun adına şimdiden kamuoyu önünde açıklama yapıyoruz çağrımızdır. O havuz medyasının sahibi kimse, sahibinin adı yazmıyor künyesine baktık. Sahibi kimse çıksın o havuz medyasının sahibi kendisi ya da bir başkası için, kim için talipse buraya yarın gazetede yazsınlar ismini veya avukatları bize göndersin, gazetede ifşa etmek istemeyebilirler. Avukatları bize göndersin şu kişi alacak bizim adımıza, bizim sözümüzdür bu 100 bin dolara talibiz diyorlar. Doğacak gelir vergisi ve harçlar alıcıya ait olmak üzere derhal satmaya hazırız vekaletnameyi vereceğiz. Kimin üzerine vekaletname istiyorlarsa hazırlayacağız. Doğacak gelir vergisi ve harçlar alıcıya ait olmak üzere 100 bin dolara satmaya hazırız. Sayın Zeynep Kılıçdaroğlu hemen vekaletnameyi verecek. Yalnız o havuz medyasının sahibi kimse yarın ya gazetede yazsın onu ben alacağım ya da şuna verin diye. Ya da avukatları vasıtasıyla göndersinler kime vekalet çıkaracaksak parayı da hazır etsinler satmaya hazırız. Bizim hesabını veremeyeceğimiz herhangi bir haram kazancımız hiçbir arkadaşımızın yoktur. Onun için bir şey söylerken 40 kere düşünüp ondan sonra söylesinler, geri adım atma yok bekliyoruz yarın haberi.

Teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim dün Sayın Genel Başkan bir televizyon programında konuşurken İçişleri Bakanı tweet attı. Sayın Genel Başkanın ısrarla doğru söylemediğini iddia ediyor. Ardından da İçişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı Ataşehir Belediyesiyle ilgili devam eden davalar olduğunu söyledi o açıklamada. İstifa seslerini dillendiriyor Süleyman Soylu ısrarla. Ne dersiniz efendim?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, yani herkes Sayın Genel Başkanımızı izliyor bu bunun göstergesi. Sayın İçişleri Bakanı da Genel Başkanımızı takip ediyor, hükümetin en yetkili isimleri de Genel Başkanımızı takip ediyor. Biraz önce söyledim Yunanistan Savunma Bakanı da Genel Başkanımızı takip ediyor. Bu Türkiye’de demek ki siyasetin ve dikkatin merkezinde Genel Başkanımızın olduğunu gösteriyor. Bu önemli bir şeydir. Bu bizim için memnuniyet verici bir şeydir. Belgeleri biz dağıttık, her şey çok açık ve meydanda. Söylediklerimizde çok net. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin kararları, soruşturmaya gerek yoktur kararları. Danıştay’ın soruşturma iznine gerek yoktur kararları. Cumhuriyet savcılıklarının takipsizlik kararları ve mahkemelerin kararları kamuoyuyla paylaşıldı, basınla paylaşıldı. İçişleri Bakanı eğer kendisi yeni soruşturmalar icat etmek peşindeyse devlet ellerinde istedikleri soruşturmaları müfettişlerle icat edebilirler. Ama hesap veremeyecek hiçbir şeyimiz yok. Ataşehir Belediye Başkanımız kendi malvarlığıyla ilgili savcıya gidip dilekçe verip bunu araştırın diyen cesarette bir Belediye Başkanıdır. Bizim bütün Belediye Başkanlarımız öyledir. Onun sonucunda da bütün malvarlığı araştırılmış ve herhangi bir şekilde rüşvet, yolsuzluk ya da izah edilemeyecek bir kazançla elde edilmiş bir malvarlığı olmadığı ve soruşturmayı gerektirecek bir husus olmadığı o kararlarla da kesinleşmiş takipsizlik kararlarıyla da tespit edilmiştir. İstifa etmesi gereken birisi varsa Sayın Süleyman Soylu’dur onu da Türkiye biliyor ve bekliyor. Ama eder mi, etmez mi onu bilemem.

Teşekkür ederim arkadaşlar. 

CHPnet

SİTELERİ