CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (16 AĞUSTOS 2017)  
16.08.2017
7947
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (16 AĞUSTOS 2017) 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK Toplantısı sonrasında Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:



Değerli basın mensupları, hepiniz hoşgeldiniz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Türkiye’nin gündemi, dünyanın önemli meselelerini görüşmeye devam ediyoruz. Yine bir şehidimiz var Şırnak’ta, acımız büyük. Hain PKK terör örgütünün saldırısı sonucu bir şehidimiz daha yüreklerimizi kavurdu. Millet olarak başımız sağ olsun. Her zaman söylüyoruz, terörle kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceğiz. Terörün olmadığı bir Türkiye, terörün olmadığı bir bölge, terörün olmadığı bir dünya istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu arada insan hakları savunucularına karşı Uluslararası Af Örgütü Temsilcileri ve Uluslararası İnsan Hakları Aktivistlerine karşı hukuksuz saldırılar yine devam ediyor. Türkiye dünyaya insan hakları mücadelesi verenleri hedef alan bir ülke olarak görüntü çiziyor. Bu Türkiye’ye yakışan bir görüntü değil. Hükümetin bir an önce Türkiye’yi bu görüntüden kurtarması gerektiğini düşünüyoruz. Adalarda başlayan o tutuklamalar ve o hukuksuz süreç yine aynı şekilde devam ediyor. Türkiye bu elbiseyi üzerinden çıkarmak zorundadır. Hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik, çağdaş bir ülke olduğu, insan haklarına saygılı bir ülke olduğu görüntüsüne derhal ve hızla Türkiye’yi kavuşturmak gerekir diye düşünüyoruz.

"NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YI GÖREVLERİNE NEDEN İADE ETMİYORSUNUZ ÖLMELERİNİ Mİ BEKLİYORSUNUZ?" 

Yine bir başka önemli sorunumuz, açlık grevinin 161. günündeyiz. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yla ilgili 161 gün oldu. 161 gün iki insanın açlıkla mücadele etmesi, kendi bedenini mücadeleye yatırması ve buna karşı hükümetten ne yazık ki beklediğimiz duyarlılığı göremiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu insanlar sadece işimizi istiyoruz diye açlık grevine başladılar. Açlık grevine başladıktan sonra tutuklandılar. Tutukladınız diye açlık grevine başlamadılar, ekmeğimiz için açlık grevi yapıyoruz dediler. Açlık grevine başladıktan sonra tutuklandılar ve 161 gün oldu. Neden iade etmiyorsunuz görevlerine Nuriye’yle Semih’i? Ölmesini mi bekliyorsunuz? Öldükten sonra mı iade edeceksiniz? Ölümün arkasından mı konuşacaksınız? Bu sözleri duymak rahatsız ediyor biliyorum. Beni de söylemek rahatsız ediyor. Ama biran önce buna bir çözüm bulun. Hükümet biran önce iade etsin Nuriye ve Semih’i görevine. Soruşturmayı yaparsınız sonra bir şey varsa gereğini yaparsınız. Ama ölümle imtihan edilen bir süreçle karşı karşıyayız. Eskiden böyle durumlarda azıcık kıpırdayan vicdanlar olurdu. Şimdi ne yazık ki, o vicdanlardan eser göremiyoruz. Bakın, ombudsman raporunu biran önce açıklasın. Ombudsmana müracaat ettiler ve bu konuda bir karar verecek kamu baş denetçiliği. Onlara da çağrıda bulunuyoruz biran önce açıklayın. Hayatla yarışıyorlar.

Ve OHAL komisyonuna da bir sözümüz var. OHAL inceleme komisyonunda müracaatları var ve inceleme komisyonu bunu öne alıp incelemeyecekse neyi öne alıp inceleyecek bunu merak ediyoruz. Biran önce Nuriye ve Semih’i hayata döndürmek için herkes vicdanlarının kontağını çalıştırsın. Herkes vicdanlarının marşına bassın. İnsanlık sınanıyor burada. Devletin soğuk yüzüyle değil, insanlığın vicdanıyla bakın meseleye. Devletin sıcak ve şefkatli yüzünü gösterin. Bunu bekliyor, bütün bir toplum bunu bekliyor. 

ADALET KURULTAYI

Değerli arkadaşlar, “Adalet Kurultayı”mızın çalışmalarını değerlendirdik Merkez Yönetim Kurulumuzda. “Adalet Kurultayı” çalışmaları hızla devam ediyor. 4 gün izin çıktı. Eceabat Kocadere kamp alanında 26 Ağustos’ta başlayacağız, çok geniş bir alan, açık alan ve 29 Ağustos’ta 4 günlük çalıştayımızı tamamlayacağız. Daha sonra 30 Ağustos kutlamalarına katılacağız program dahilinde. Daha önce programın ayrıntılarını söyledim. Onunla ilgili teknik çalışmalar yürütülüyor. Çalıştaylarımız olacak, panellerimiz olacak, insan hikayeleri anlatılacak, adalet anıtı dikeceğiz. Adalet kutusunda hikayesini herkes kendisi yazacak. Herkesin kendisinin kaleminden çıkan hikayelerden oluşan bir adalet kitabımız ortaya çıkacak. Renkli, etkinliklerin olduğu, tiyatroların olduğu, canlı performans gösterilerinin olduğu güzel bir etkinlik yürüteceğiz. Bir adalet şehri 4 gün yaşayan bir adalet özlemini ve istemini dile getireceğiz. Buradan bütün vatandaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz. Her zaman söyledik, parti logosu yok, parti bayrağı yok, Türk bayrağı ve Atatürk posterleri var. Hak, hukuk, adalet söylemi ve adalet kurultayı sloganları, söylemimiz var. Bu söylemle partiler üstü, siyasi kimliklerin üzerinde adalet isteyen herkesi kurultayımıza davet ediyoruz. Önümüzdeki günlerde yazılı olarak da programın detayları sizlerle paylaşılacak.

DEMOKRASİYİ YEM ETMEYECEĞİZ

Değerli basın mensupları, Türkiye bir hafta hatta daha uzun bir zamandır bir yeni kumpas tartışmasının içerisine girdi. Biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisine dönük bir kumpas girişimi var. Bu kumpas girişimi teşhir edildi. Teşhir ettik, suçüstü yakalandılar. Önce medya organları kanalıyla döndüler bir Cumhuriyet Halk Partisine dönük ortada olmayan bir suç nedeniyle Enis Berberoğlu’nu rehin alan kumpasçı anlayış arkasından onun üzerinden Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisine yönelmeye çalıştı. Bunu sosyal medya trolleriyle kampanyanın bir ayağını yürüttüler. Bir ayağını kendi medya organları aracılığıyla yürüttüler. En sonunda AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan baklayı ağzından çıkardı ve Genel Başkanımızı, Cumhuriyet Halk Partisini aslında bütün Türkiye kamuoyunu tehdit etti. Genel Başkanımıza, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik tehdit sadece bize yönelik tehdit değil, bütün Türkiye’deki muhalefete yönelik bir tehditti. Bizde bu tehdide pabuç bırakmayacağımızı söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Tavsiye etmeyiz dedik. Mahkemelere, savcılara talimat verip de Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını Cumhuriyet Halk Partisi gibi dünyanın dört köklü partisinden birisinin Genel Başkanını, ilk seçimde Türkiye’de seçimleri kazanacak ve iktidar olacak partinin Genel Başkanını bir kumpas davasıyla ve kumpas tezgahıyla susturamazsınız dedik susturamayacaklar. Konuşmaya devam edeceğiz.

Şimdi bu kumpasçılığı biz tanıyoruz. Çıkıp bana haber geliyor cezaevinden dedi AK Parti Genel Başkanı. Cezaevinden haberin babası geldi işte burada, haberin babası bu. Enis Berberoğlu açıklama yaptı. Bu söylenenlerin hepsi iftiradır, ortada bir suç yoktur. Benimde herhangi bir şekilde olmayan bir suç nedeniyle kimseye iftira atma gibi bir durumumda sözkonusu değildir. Rivayetlere dayalı konuşmayın dedi. Daha ne açıklaması istiyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, Enis Berberoğlu’nun ailesine kadar meseleyi götürüp bir psikolojik savaş başlatmaya çalıştılar, yakışıksız bir savaş. Ama o zamanda söyledik ne Sayın Enis Berberoğlu’nu onlara yem edeceğiz, ne de Cumhuriyet Halk Partisini, ne de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını yem edeceğiz. Çünkü bu Türkiye’de demokrasiyi yem etmek demektir. Demokrasiyi yem etmeyeceğiz. Otoriter bir diktatörlüğe demokrasiyi yem etmeyeceğiz. Kumpas alışkanlıklarını biliyoruz tekrar etmeyeceğim.

TÜRKİYE’DEKİ OPERASYONEL GAZETECİLİĞİN GENEL YAYIN YÖNETMENİ ERDOĞAN’DIR

Kumpasın üç ayrı şifresi var. Bir; suç uydurma. İkincisi rehin alma. Üçüncüsü hedef gösterme. Bugüne kadar bütün kumpas davalarında bunu yaptılar. Daha önce FETÖ’yle ittifak halinde yapıyorlardı. Bir; olmayan suçu uyduruyorlar varmış gibi. İki; ondan sonra rehin alma işlemi yapıyorlar birilerini milletvekillerini. Daha öncede yapıldı benzeri şimdi de Enis Berberoğlu’nu rehin aldılar. Arkasından da hedef göstermeye başlıyorlar. Yeni işaretler. Susturmak istediklerini hedef gösteriyorlar, korkutmak istediklerini hedef gösteriyorlar. Ama baltayı taşa vurdular. Gösterdikleri hedef dünde korkmamıştı, bugünde korkmadı. Ama dün yanıldık deyip özür dilemek zorunda kalanlar onlardı biz değildik. Dün bu kumpaslara karşı mücadele eden bizdik, yine mücadele eden biziz. Dünün kumpas ortakları bugün yine kumpasçılığa devam etmeye çalışıyorlar.

Bakın bir operasyonel gazetecilik yerleşti. Bu kumpas faaliyetlerini bazı medya organları kanalıyla yandan destekleyip kurgulayan yalan haberlerle kumpası köpürten bir anlayış. Bu yeni değil bu 2007’den beri dün FETÖ’yle beraber yapıyorlardı o medya gruplarıyla, sonra bugün yine benzeri şekilde bunu tek başlarına yürütüyorlar. Bu operasyonel gazeteciliğin ne yazık ki Genel Yayın Yönetmeni fiilen AK Parti Genel Başkanı Erdoğan olmuştur. Sayın Erdoğan Türkiye’deki bu tip operasyonel gazeteciliğin Genel Yayın Yönetmeni olmuştur. Şimdi biz bunları söylediğimiz zaman rahatsız oluyorlar. Bugün AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal açıklama yapmış. Uzun uzun yazılı bir açıklama yapmış bunları okumayacağım, tekrar etmeye gerek yok. Telaş ettikleri belli. Baltayı taşa vurduklarını fark ettikleri de belli ama ilginç bir şey var. Hakaret, iftira, tehdit ve küfür içeren sözlerle provokatif davrandığımızı söylüyor.

BİZ HİÇBİR ZAMAN FETÖ’NÜN GEMİSİNE BİNMEDİK

Milletin vicdanına sesleniyorum, konuşmaları dökün ve dinleyin. Hakaret eden kim, provokatif davranan kim, küfür eden kim? Bir kere ağzımızdan küfür ya da hakarete ilişkin bir söz çıktı mı? Ahlaksız bir teklif dedik. Neresi hakaret ve küfür. Yok mu böyle bir ahlaksız teklif? Örtülü ahlaksız bir teklif içerisindesiniz dedik Enis Berberoğlu’na. Yani mesaj yolluyorsunuz sen bizim arzu ettiğimiz gibi konuş, biz seni kurtaralım mesajının başka cümlelerle kurulmuş halidir bu. Biz ne söylediğimizi biliyoruz. Biz hiçbir zaman FETÖ’nün gemisine binmedik. Ama siz devlet gemisini FETÖ’ye teslim ettiniz ve o gemiye tayfa oldunuz. Devlet gemisini FETÖ’ye teslim ettiniz, sonrada o gemiye tayfa oldunuz. Milletin gözünün önünde cereyan ediyor. Şimdi 15 Temmuz darbe girişimine karşı bir umut bağlamıştık dedik ki ya akıllanır iktidar ve gerçekten ciddi bir mücadele başlar. Ama görüyoruz ki, tek bir mücadelesi var bunların o da darbenin siyasi ayağını gizleme mücadelesi. Darbenin siyasi ayağını gizlemeye çalışıyorlar. Darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmak değil, darbenin siyasi ayağını gizlemek ve kendi ilişkilerini nasıl örteriz, kapatırız, açığa çıkmasını engelleriz telaşına düşmüşler.

MUSTAFA AKAYDIN’A SORUŞTURMA

Değerli arkadaşlar, çok somut örneği soruşturma ve davalar sürecindeki sulandırmalar. Bakın şimdi bugün Antalya milletvekilimiz Mustafa Akaydın’la ilgili bir fezleke düzenleniyor. Fezlekede, hoşlanmayabilirsiniz Mustafa Akaydın’ın sözlerinden, eleştirebilirsiniz bu başka bir tartışma. Ama fezleke FETÖ terör örgütü üyesi diye Mustafa Akaydın hakkında fezleke düzenleniyor. Vallahide, billahide bunu gördükten sonra benim bunların darbeyle mücadele konusunda samimi olmadıkları kanaatim katbekat güçlendi. Bunlar bu soruşturmaları özellikle sulandırmak istiyorlar. Bu kanaatim katbekat güçlendi. Aklıma geliyor acaba arkada başka bir kripto tuzak mı var bunlara? Kripto FETÖ’cüler mi tuzak kuruyorlar? Yarın bunu derlerse şaşırmayın. Kripto FETÖ’cüler bizi kandırdılar da o soruşturmaları sulandırmak için böyle iddianameler düzenlettiler ya da fezlekeler düzenlettiler diye bir kere daha özür dileyebilirler yarın çıkıpta. Böyle bir ciddiyetsizlik olur mu? Yani siz her hoşlanmadığınız kişiyi FETÖ’cü diye bir iftiraya maruz bıraktığınızın açık kanıtı Mustafa Akaydın’la ilgili fezleke. Bizim korkacak bir şeyimiz yok. Yani bir tane değil ki. Bir tarafta Sivas Ağır Ceza Mahkemesinin kararı. Sivas İkinci Ağır Ceza Mahkemesi Ethem Ulutaş ve Emre Kekeç diye iki tane vatandaş, genç çocuk darbe sabaha karşı müezzinle tartışmışlar sela meselesinden. Ne kadar ceza aldı biliyor musunuz? 12,5 yıl hapis cezası. Darbeye teşebbüs etme, darbeye teşebbüs edenlere yardım ve yataklık yapmaktan 12,5 yıl. Sabah müezzinle tartış diye 12,5 yıl darbecilikten ceza veriyorsunuz iki tane Anadolu’da iki tane genç insana. Bunlar sulandırmak değil de nedir? Peki Bilgin Balanlı’yı ve kuvvet komutanlarını istifa etmek zorunda bırakan o dönemin sorumlularıyla ilgili var mı bir soruşturma? Yok. Peki Mehmet Dişli’yi Genelkurmay karargahında tutabilmek için özel olarak daire kurup onun başında terfi, tayin sistemini değiştiren, düzenleyen iradeye yönelik bir soruşturma var mı? Yok. Bir tane soruşturma yok onlarla ilgili ama bir tane çocuk müezzinle kavga etti diye 12,5 hapis cezası darbecilikten. Antalya milletvekili Mustafa Akaydın’ın sözlerinden hoşlanmadınız diye FETÖ üyeliğinden fezleke. Buna kimseyi inandıramazsınız. Türkiye’yi dünyanın gözünde rezil edersiniz, kendinizde milletin gözünde rezil olursunuz. Buradan bir şey çıkacağı yok, çıkacağından da korkmuyoruz. Ama bu rezaletin Türkiye’yi taşıyacağı o kötü sonucu şimdiden görüyoruz. Yarın özür dileyeceğiniz şeyleri bugün hala yapmaya devam ediyorsunuz.

ÖSYM DEYİNCE HİLE MERKEZİ,HATA MERKEZİ ANLAŞILIYOR

Değerli arkadaşlar, devlette liyakat sistemini çökerttiniz dedik. Yenikapı ruhu diyorlar o 12 maddeden bir tanesi bizim Yenikapı manifestosunda söylediğimiz 12 maddeden bir tanesi liyakat sistemini yerleştirin tavsiyesiydi. Devlette liyakatı kurun, liyakatı kurmayıp cemaatler, tarikatlarla ittifak halinde devleti yönetmeye kalkarsanız başınıza 15 Temmuzlar gelir dedik yine dinlemediler. Liyakat sistemini çökerttiler şimdi ÖSYM’de sınav usulsüzlüğü üzerine neredeyse ihtisas yapacak ÖSYM’yi yönetenler, ÖSYM Başkanı. Bu kadar çok usulsüzlük olur mu? Yine 4 bin 237 öğrencinin yerleştirilmesinde hata yapılmış adayın yerleştirilmesinde üniversite sınavlarında ÖSYM. Geçen ay 2 milyon kişinin yerleştirmesinde hata yapıldı, problem yapılmıştı. 2010 yılından beri Türkiye sınav yolsuzluklarıyla anılıyor. Artık ÖSYM deyince eskiden üniversiteye giriş sınavları yapan bir devlet kurumu anlaşılırdı, şimdi ÖSYM deyince hile merkezi anlaşılıyor, hata merkezi anlaşılıyor, yanlışlık merkezi anlaşılıyor. Kimin döneminde oldu bu? Bizim dönemimizde mi oldu? 16 yıldır, 15 yıldır siz yönetiyorsunuz bu ülkeyi. Ve bu tablonun içerisinde sınava bir dakika geç girdi, giremedi diye, iki dakika geç kaldı diye kapının önünde ağlattığınız çocukların gözyaşından utanın. Bunun hesabını kim verecek? Bir dakika geç kaldığı için sınava giremeyip bir yılım kayboldu diye ağlayan çocukların gözyaşları boğar, o vebal boğar bu liyakatsizliği. Bunların hesabını kim verecek? O çocuğun bir yılı kayboluyor. Bu yanlışlığı yapanların ödedikleri bir bedel var mı, bir sorumluluk var mı? Bunun başındaki iktidarın, hükümetin ödediği bir fatura var mı? Yok. Böyle devlet yönetimi olur mu arkadaşlar? Bunu anlatmaya çalışıyoruz.

MEMURA HÜKÜMET ZAM DEĞİL SADAKA VERİYOR

Bakın, memurlara toplu sözleşme görüşmeleri yapılmaya başlandı şimdi aynı şekilde burada memura hükümet zam değil sadaka veriyor. Hükümetin memura birinci 6 ay yüzde 3, ikinci 6 ay yüzde 3 diye yaptığı öneri sadakadır, sadaka vermek istiyor zam değil. Biz seçim bildirgesinde de söyledik Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki, büyüme varsa büyümeden çalışanlara, esnafa, memura, işçiye, çiftçiye, emekliye pay vereceksin, büyümeyi paylaştıracaksın, zenginliği paylaştıracaksın. Türkiye büyüdü diye övünüyorsunuz versene büyümeden payını memurun niye vermiyorsun? İşine gelmiyor.

Bakın Türkiye’de bir durgunluk var. Durgunluğu gidermek için bankalar aracılığıyla kamu garanti fonuyla 250 milyar lira piyasaya pompalamaya çalışıyorsunuz. Borçları erteleme düşüncesindesiniz niye durgunluğu gidermek için. Durgunluğu gidermek için memurun hak ettiğini niye vermiyorsunuz? 3+3 diye sadakaya memuru muhtaç hale getiriyorsunuz. AK Parti hükümeti memuru, işçiyi, çalışanı, emekliyi sadakaya muhtaç hale düşürmüş bir iktidardır. Çok açık son toplu sözleşme görüşmeleri de bunu ortaya çıkarıyor.

Şimdi diyorlar ki, enflasyon hedefine göre veriyoruz. Hangi enflasyon hedefini tutturdunuz? Enflasyon hedefi yüzde 6’ymış. Geçen orta vadeli planda enflasyon hedefiniz yüzde 5’ti yılsonunda yüzde 10 gerçekleşti. Ne zaman ilan ettiyseniz enflasyon hedefini iki katı çıkıyor. O zaman ilan ettiğinizin iki katını vermeniz lazım en azından kendi beyanınızla.

 

AK PARTİ HÜKÜMETİ TÜRKİYE’DE ALIN TERİYLE GEÇİNEN HERKESİ MUHTAÇ EDEN BİR SİYASETİN TEMSİLCİSİ OLMUŞTUR

Bakın, aynı şey esnaflar içinde geçerli. Değerli arkadaşlar, esnaflarla ilgili şimdi Gümrük ve Ticaret Bakanı, hükümet esnafların borçlarının yeniden yapılandırılacağını açıkladı. Yapılandırmaya bir itirazımız yok. Yapılandırsınlar da yapısal önlemler alsınlar. Esnafın borcunu sürekli yapılandırmak çözüm değil. Bu bir sadece geçici bir çare, geçici bir merhem, rötuş. Esnaf Odaları Başkanı çıktı dedi ki, bu yetmez. Bankalardaki borçları da yapılandırmak lazım dedi. Yani bizi öyle bir hale düşürdünüz ki yetmiyor diyor. Sizin yaptığınız yapılandırma bizi kurtarmaya yetmiyor diyor. Bu esnafın topluca iflas ettirildiğinin delilidir, ikrarıdır açıkça. Esnafı bu hükümet iflas ettirmiştir onunda göstergesi budur. Halbuki çözüm belli. Ekonomiyi canlandıracaksın, ticareti artıracaksın, yapısal önlemlerle esnaf borcunu ödeyemez halde olmayacak, borcunu ödeyemez hale sokmayacaksınız. Ama 15 yıllık AK Parti hükümeti Türkiye’de çalışan, alın teriyle geçinen herkesi muhtaç eden bir siyasetin temsilcisi olmuştur.

Bakın, bütün bu tabloda Türkiye’yi soktukları gerginliğe bakın. Bugün görüştüğümüz, sizinle biraz önce paylaştığım gündemdeki meselelere bakın, bütün bu tablo içerisinde Türkiye’de esnaf sıkıntıda, memur sıkıntıda kamu çalışanları, işçi sıkıntıda, işsizlik rakamları artmış, bütün istatistik oyunlarına rağmen gerçek işsizlik oranı yüzde 16.12’ye çıkmış gerçek işsizlik oranı. Açıkladıkları yüzde 10.2 ama gerçek işsizlik 5,5 milyonu bulmuş. Yani iş aramaktan vazgeçmiş, umudu kesmiş olanları da koyduğunuzda 5,5 milyon işsiz Türkiye’de. İşsizlik rakamları bu noktaya gelmiş, dayanmış, Türkiye’de bu tablo içerisinde çiftçi perişan, fındık üreticisi perişan olmuş şimdi hasat zamanı. Hükümetin bulduğu çare hububat ithalatına, buğday, arpa ithalatında gümrük vergilerini sıfırlıyor. Ya sen kendi çiftçine düşman mısın? Bu çiftçi düşmanlığı niye? Rusya domates satın almayı yasakladı dışarıdan, domates ithalatını yasakladı. Niye? Kendi domates üreticisini korumak için. Benim vatandaşım domates üretiyor ben onu koruyacağım diyor dışarıdan almıyor ama biz hububat ithalatında gümrük vergisini sıfıra indirmişiz Türk çiftçisi sürünsün diye. Yani Avrupalı, Amerikalı çiftçi bizim çiftçimizden daha kıymetli bu hükümetin gözünde. Böyle bir Türkiye yarattılar. İşte Türkiye’nin ne yazık ki, bu haftaki gündemi de böyle pekte iç açıcı olmayan bir gündem. Ama Türkiye adım adım bu süreçten çıkışa doğru gidiyor. Hani AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal kendince uzun iki sayfalık yazılı açıklama yapmış ona bir tane sözüm var. Bizim bildiğimiz bir tane yol vardır o yolda sandıkta iktidarı değiştirmektir. Onun için 15 Temmuz darbe girişimine karşı sizden önce biz gittik meclise. Onun için sizden önce biz darbecilere karşı çıktık. Onun için bu bir siyasi mesele değildir, bu bir demokrasiyi savunma meselesidir dedik. Ama siz darbeye karşı demokrasi eksenindeki bu mücadele birliğini, bu ruhu bozdunuz. Bundan bir fırsatçılık çıkararak 20 Temmuz OHAL darbesine Türkiye’yi teslim ettiniz ve bütün bu adaletsizliklere, hukuksuzluğa Türkiye’yi layık gördünüz. Ama yakındır son sözüm Sayın Mahir Ünal’a iyi dinlesin beni. Sandık önümüzde geliyor. İlk sandıkta Türkiye’yi bu açmaza sürükleyen gerilimin içerisine sokan, yoksullaştıran ve çalışanları sadakaya muhtaç eden AK Parti hükümetinden inşallah milletin kararıyla ve oylarıyla kurtulacağız. Türkiye ,Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bütün bu problemleri huzur içerisinde çözecek. Bir huzurlu Türkiye’yi bütün milletimize vaat ediyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim arkadaşlar.

Soru- Efendim Mahir Ünal’ın açıklamalarından bahsettiniz. O açıklamada CHP’ye ve Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük yedi soru soruyor Mahir Ünal ve bunlardan biriside Sayın Genel Başkanın bende o görüntüleri izledim sözleri sonrasında. Bu görüntüleri kimlerle izlediniz ve bu görüntülerin 17 Mayıs 2015’teki Zaman gazetesine yaptığınız ziyaretle bir ilişkisi var mı sorusunu yöneltiyor. Yanıtınız ne olacak?

Bülent TEZCAN- Bu sözlerin hepsi kurulmak istenen kumpasın şifreleredir. Bunları Mahir Ünal kendimi yazdı, birisi yazıp ona mı verdi onu bilmiyorum. Sayın Genel Başkanımız Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanıdır herkesle görüşür, herkesle konuşur. Bu çerçevede bizim bu noktada başından beri söylediğimiz şey açıktır, ortada bir suç yoktur. O fiilde suç değildir, o fiili Enis Berberoğlu’nun işlediğine ilişkin bir delilde yoktur dosyada. Ama bütün bunlara rağmen bir kumpas harekatı başlatılmış ve bu çerçevede görüntülerin izlenmesi meselesi üzerinden gelmeye çalışıyorlar. Görüntüleri bütün Türkiye izledi, bütün herkes izledi, yayınlandı izledi. Görüntülerin izlenmesi üzerinden onların varacakları bir yer yok. Başka bir şey daha söylemiş konuşmasının içerisinde. Kumpas deyince bizim aklımıza kaset kumpası gelir diye. Doğru söylüyor, akıllarına başka bir şey gelmiyor. O kaset kumpasının arkasında kimlerin olduğunu, hangi siyasi iradenin olduğunu biliyoruz. O kaset kumpasının arkasındaki siyasi irade o gün çıktı miting meydanlarında dolaştı tek tek özel değil genel genel bu diye bağıran kimdi? Ben miydim, benim Genel Başkanım mıydı? Sizin Genel Başkanınızdı. MHP’li milletvekillerine kaset kumpasları yaparken, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına kaset kumpasları yaparken o kaset kumpaslarını siyaseten meydanlarda kullanan biz miydik, siz miydiniz? Her şey meydanda. Bu işin arka planındaki sorumlunun ne olduğunu kamuoyunun vicdanları biliyor. 2010 yılı referandumunda kaset kumpasını yapanlara, kuranlara meydanlardan teşekkür eden ben miydim? Referandumda evet çıktıktan sonra onlarla ittifak halinde yargıyı dizayn eden, Anayasa Mahkemesini dizayn eden, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunu dizayn eden ben miydim, sen miydin, siz miydiniz? Buradan Pensilvanya’ya selam gönderip teşekkür eden biz miydik, siz miydiniz? Mezarın altındakilerde kalksın oy kullansın dedi diye önünde diz çöküp teşekkürlerini ve şükranlarını beyan eden biz miydik, siz miydiniz? Onun için doğaldır tabi kumpas deyince akıllarına kaset kumpası geliyor. Çünkü yaptığı gelir insanın aklına ya da yapılmasına fırsat tanıdığı şey gelir. Bizim aklımıza gelmiyor.

Soru- Efendim Akaydın’la Genel Başkanın görüşmesi oldu mu? Hukuki olarak ne yapacaksınız? Süreci mi bekleyeceksiniz?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar bu tip saldırılar ve girişimlerle ilgili biraz önce anlattığım bütün genel çerçeveyle ilgili her türlü hukuki mücadeleyi vereceğiz. Yani tazminat davasından suç duyurusuna kadar verilecek bütün hukuki mücadeleyi vereceğiz ama sadece hukuki mücadele değil çözümün siyaset alanında olduğunu biliyoruz. Siyasetende gerekli mücadeleyi milletle verip asıl cevabı ve dersi de siyaset sahnesinde, sahneyi siyasette vereceğimizin de bilinmesini istiyorum.

Teşekkür ederim arkadaşlar. 

CHPnet

SİTELERİ