GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SELİN SAYEK BÖKE’DEN, ‘YATIRIM TEŞVİK PAKETİ’ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI  
17.06.2016
10393
Yazı Boyutu: A- A+
CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, ‘Yatırım Teşvik Paketi’ ile ilgili bir Basın Açıklaması yaptı. Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke’nin Açıklaması şöyle:

‘’YATIRIM TEŞVİK PAKETİ’’ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI
LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ!

AKP Hükümeti 2013 yılının Haziran ayında ‘’10. Kalkınma Planı’’ yayınladı. Bu kalkınma planı içerisinde bulunan eylem planlarını 1,5 yıl sonra yani Aralık 2014’te ‘’25 Öncelikli Dönüşüm Programları’’ başlığı altında tekrar önümüze sundu. Bu tarihten bir yıl sonra ise aynı söylemler ‘’64. Hükümet Eylem Planı’’ içerisinde karşımıza çıktı. Şimdi ise bu söylemlerin yatırım ile ilgili olanları ‘’Yeni Yatırım Teşvik Paketi’’ olarak 4. kez ısıtılıp önümüze koyuluyor. Yatırım paketinin detaylarını bilmiyoruz ancak Sayın Canikli’nin geçtiğimiz hafta ve Sayın Ağbal’ın bugün yaptığı açıklamalarından durumun bu olduğu anlaşılıyor. Bizim yerine getirilmeyen vaatlere artık karnımız tok. Konuşmayı yazmayı bırakın ve uygulamaları yapın. Yapmayacaksanız artık bizi daha fazla oyalamayın ve koltuklarınızı boşaltın!

YATIRIM SORUNU SADECE VERGİ VE İSTİSNALAR İLE ÇÖZÜLEMEZ!
Türkiye’de yatırımlar 2011 yılından beri azalıyor. Özel sektör yatırımları 2012-2015 arasında yıllık ortalama yüzde 0,3 küçüldü. Üstelik yatırımlardaki bu küçülme makina ve teçhizat yatırımlarından kaynaklanıyor. Çünkü bu dönemde inşaata yatırım arttı. 2016’nın ilk çeyreğinde de bu tablo değişmedi. Toplam özel sektör yatırımları yüzde 0,3 küçülürken, özel sektörün inşaata yatırımı yüzde 8,2 büyüdü. GSYİH içerisinde özel sektör yatırımlarının payı da sürekli bir erime içerisinde. 2011’de özel yatırımların GSYİH içindeki payı yüzde 22,1 iken 2016’nın ilk çeyreğinde yüzde 18,8’e kadar geriledi. Sadece Türk yatırımcılar değil, yabancı yatırımcılar da Türkiye’deki doğrudan yatırımlarını ciddi oranda azalttılar.

NURETTİN CANİKLİ’NİN HAFTANIN BAŞINDA AÇIKLADIĞI VE YAKINDA MECLİS’E GELECEĞİ ANLAŞILAN ‘’YENİ YATIRIM TEŞVİK PAKETİ’’NİN BU TABLOYU DEĞİŞTİRMEKTEN UZAK OLDUĞU ORTADA.
Bu paketteki düzenlemelere genel anlamda baktığımızda vergisel teşviklerin ön plana çıktığını görüyoruz. Sadece damga vergisini kaldırmak ile ya da sağlanacak birkaç istisna ile yatırımları teşvik etmeniz mümkün değil. Türkiye’nin yatırımlarını arttırmak için bütüncül bir yatırım paketine ihtiyacı var. Bir başka deyişle, verimliliği ve üretimi arttırıcı, şirketlerin gelişmesi ve büyümesini sağlayıcı vergi dışı teşviklerin de bulunduğu bütüncül bir kalkınma hamlesine ve bu hamleyi başlatacak ekonomi reform dizisine ihtiyaç var. Tabii her şeyden önce hukukun üstünlüğü sağlanmalı ve yatırımcının hukuka olan güveni tekrar tesis edilmeli!

Ayrıca teşviklerin tek yönlü olarak sadece vergiler üzerinde yoğunlaşmasıyla vergisel kayıpların ortaya çıkacağı göz ardı edilmemeli! Bir gelirden vazgeçilirken yatırımlara etkisinin ne olacağına dair Düzenleyici Etki Analizi (DEA) yapılmalı ve yatırımlardaki artışın vergi kayıplarını telafi edip etmediğine bakılmalıdır. Burada önerilen uygulamalar acaba bu etki analizlerine tabi tutuldular mı? DEA 2006’dan bu yana yapılması zorunlu bir uygulama olmakla birlikte o tarihten beri herhangi bir kullanımı söz konusu değil. Hatta DEA’nın kendisi de tekrar tekrar reform diye sunulan uygulamalara bir başka örnek; 2006’da uygulamaya geçilmesi gereken bir husus 2015 yılında AKP iktidarı tarafından yapılacak reformlar arasında sıralanmaya devam ediyor. Artık konuşmayın yapın derken tam da bundan bahsediyoruz!

Mesela Sayın Ağbal 500 milyon TL değerinde damga vergisinden vazgeçilmesinin reformun maliyeti olduğundan bahsediyor. Acaba vazgeçilecek olan bu 500 milyon TL değerindeki politikanın etki analizi yapılmış mı? Her şeyin ötesinde yatırımcının önündeki engel bu 500 milyon liralık maliyet miymiş?
Tabii iyi bir ekonomi paketinin kendi içinde tutarlı olması da çok önemli! Nitekim Sayın Canikli’nin açıklamalarında bir takım tutarsızlıklar söz konusu. Teşviklerden birisinin ‘’üst limitten damga vergisi alınan bir sözleşmede bedel artışına ilişkin eklemelerden damga vergisi alınmayacağı’’ olduğunu söylüyor. Ancak birkaç cümle sonra ‘’belli tutarı ihtiva eden senet sözleşme ve kağıtların değiştirilmesi’’ durumunda üst limiti aşılsa dahi artan tutar üzerinden damga vergisi tahsil edileceğini ifade ediyor. Yatırımcı bunlardan hangisini ciddiye almalı? Acaba üst limiti aşan tüm faaliyetlerden bedel artışlarından damga vergisi alınacak mı alınmayacak mı? Reformların yol gösterici olması gerekirken AKP reformları kafa karıştırarak iş yapamazlığını gizlemeye çalışan bir iktidar görüntüsü ortaya çıkartıyor! Eski başbakanın malulen emekli olması gibi belki de tüm AKP hükümeti malulen emekli edilmeliler!

AKP ÖNCE EĞİTİMİN ÖNÜNDEKİ ENGEL OLMAKTAN ÇIKMALI, VATANDAŞLARIMIZIN İŞSİZLİK PROBLEMİNİ ÇÖZMELİ!
Teşvik paketinde dikkati çeken bir diğer nokta Turkuaz kart uygulaması ile nitelikli yabancıların Türkiye’de çalışma izni süreçlerinin kolaylaştırılmasıdır. Türkiye Sayın Ağbal’ın dediği gibi ‘’ilim adamı, mühendis ve buluş sahiplerine’’ kapısını açan bir ekonomik düzene kavuşmalı tabii ki. Bilim insanlarının, mühendislerin ve buluş sahiplerinin hangi renk kimlik kartına sahip olduğunun bir önemi olmamalı – turkuaz, mavi veya pembe olması değil önemli olan. Önemli olan tüm gençlerimizin nitelikli işgücü ihtiyacına yanıt verecek becerilerle donatılacakları bir eğitimden geçmelerinin sağlanması. Siz bir yandan Türkiye’de eğitim alan gençlerin karanlık duvarlar arkasında kalmasına sebep olacak eğitim değişiklikleri yapacaksınız bir yandan da kendi kötü politikalarınızla yarattığınız nitelikli işgücü açığını yabancılara çalışma izinleri ile kapatacaksınız!

Sayın Ağbal bu açıklamaları ile Türkiye’deki eğitim sistemine dair çok önemli bir itirafta da bulunmuş. Türkiye’de yüksek öğretim kurumlarından mezun olmalarına rağmen işsiz olan pırıl pırıl 658 bin kişi var. Tabii umudunu kaybettiği için iş aramaktan vazgeçmiş yüksek öğretim mezunlarını da eklersek nitelikli işsiz vatandaşımızın sayısı çok daha fazla. Eğer onlar iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılayacak becerilere sahip olsalardı demek ki işsiz kalmamış olacaklardı! Onların işgücüne katılmaları için ne öneriyorsunuz? Demek ki 14 yıllık AKP iktidarı gençleri karanlıklara gömdüklerini itiraf ediyorlar, ve yeni Maarif yasası ile de bu duvarların yüksekliğini arttırmayı hedefliyorlar.

TURİZM’DEKİ ÇÖKÜŞÜ KONUT TURİZMİ İLE KAPATMA SEVDASI: YİNE BİR AKP-İNŞAAT SEVDASI!
Son dönemde Türkiye’ye gelen net doğrudan yabancı yatırımlarda da ciddi bir düşüş var, ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yarı yarıya azalarak 3 milyar 724 milyon dolardan 1 milyar 708 milyon dolara düştü. Bu düşüşün en temel sebebi yargının Saray’ın vesayetine teslim edilmiş olması ve hukukun üstünlüğünün AKP tarafından tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Şimdi bunu telafi etmek için insanların yüzüne bakınca beton ötesinde bir şey görme vizyonu olmayan AKP, yabancıların Türkiye’de konut sahibi olmaları, yani inşaatı tüketmeleri durumunda vatandaş olacağını söyleyerek Türkiye’de yatırımların önünü açacaklarını söylüyorlar. Pes!

Sayın Ağbal bu yolla ortaya çıkacak konut turizmiyle Rusya krizinden kaynaklı turizm gelirlerindeki 10 milyar doları aşacak olan gelir kayıplarını telafi etmeyi umuyor herhalde. Her şeyde olduğu gibi burada da çareyi inşaatta gören AKP’nin vizyonu duvarların ötesini göremiyor!

REFORMLAR MAKYAJLA KENDİMİZİ BEĞENDİRME AMACININ ÖTESİNDE KALKINMAYI HEDEFLEMELİ!
Bu beton duvarların hemen dibinde duran yapılması mümkün ve anlamlı olacak bazı adımların bu yatırım paketinde olması sevindirici tabii! Örneğin patente dayalı kazançların vergi denetiminde ayrı tutulacak olması AR-GE faaliyetlerinin artması açısından olumludur, ancak yetersizdir. Benzer şekilde şirket kurmayı kolaylaştırıcı adımların atılmasının amacının sadece Dünya Bankası’nın ‘’İş Yapma Kolaylığı Endeksi’’ sıralamalarında Türkiye’yi yükseltecek bir makyaj olmasının ötesinde bir politika adımı olmasını diliyoruz.

YATIRIMLARI TEŞVİK EDECEK YENİ BİR KALKINMA HAMLESİNE İHTİYAÇ VAR!
Temel sorun AKP iktidarının büyük resmi görememesinde ve vasatlık anlayışında yatmaktadır. Kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınma için bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir. Yatırımcının bir ülkede yatırım yapabilmesi için temel koşul, kuralların açık olması ve hakların korunmasıdır. İkinci koşul ise o ülkede gelir elde edebileceği sağlıklı bir ekonomik yapının olmasıdır. Bunları es geçen uygulamalar hiçbir yaraya merhem olmayacaktır.”

CHPnet

SİTELERİ